24 Ekim 2019

Rönesansın Başkenti: Floransa

İtalya’nın aşık olduğum bir diğer yeri ise; sokaklarında gezerken bir kartpostalın içinde geziniyormuş hissine kapıldığım Floransa…

Tarihi boyunca kültür, sanat ve bilimin merkezi olması bein bu şehre daha da hayran bıraktı. Küçük bir şehir olduğu için sokaklarında özgürce gezinebildiğim, her restoranından lezzet fışkıran bir yer burası. İçimden geldiği gibi, bir yere yetişme kaygısı olmadan, açık hava müzesini andıran bu sokaklarda durup soluklanmak, anı yaşayarak çevreyi izlemek bile bu gezinin en sevdiğim yanlarından.

Duomo Katedrali

Tabii ki ilk durağım, Floransa’nın simgesi haline gelen Duomo Katedrali. 1296-1436 yılları arasında inşa edilen katedrale saatlerce baksam da gözlerimi alamıyorum. Mimari yapısı her zaman beni hayrete düşürüyor. Özellikle kubbesine çıkan daracık merdivenlerin sonunda manzaraya bakıp bu şehre aşık olmamak elde değil.

Aziz Giovanni Vaftizhanesi

Duomo’dan çıktıktan sonra hemen karşısında olan bu yapı, sekizgen şeklinde olmasıyla herkesin ilgisini çektiği gibi benim de çekiyor. Bu vaftizhanede Rönesans liderlerinin, Floransa’nın hükümdarı olan Medici ailesi üyelerinin ve pek çok sanatçının vaftiz edilmiş olması burayı ilgi çekici yapan ikinci sebep.

Vecchia Meydanı

Bu meydanın en önemli yanı, benim en çok etkilendiğim aile olan Medici ailesinin eski sarayının bu meydanın önünde olması. Bu yapı hakkında hayrete düştüğüm bir diğer nokta ise, Medici ailesinin en önemli üyesi olan Cosimo de Medici’nin kulenin yanındaki hücrede 1435 yılında yatmış olması.

Loggia dei Lanzi

Burası tam bir açık hava müzesi! Buranın kemerli yapısı Floransa halkı tarafından o kadar beğenilmiş ki, Michelangelo’nun tüm meydanı bu kemelerle kaplaması önerilmiş. Buradaki bu heykel galerisinin içinde, ünlü Davud heykelinin bir kopyası bulunuyor. Aslı Accademia dell’Arte del Disegno’da bulunuyor.

Galleria Degli Uffizi

Dünya’nın en eski ve en ünlü sanat müzelerinden biri olmasıyla beni en çok etkileyen yerlerden biri burası. Medici ailesinin sanat koleksiyonun da bulunduğu bu müzede, Botticelli’nin meşhur tablosu Venüs’ün Doğuşu’nu canlı görmek benim için çok farklı bir deneyimdi, tek kelimeyle büyülendim.

Paylaş